Aziz Yıldırım sekiz yıl aradan sonra yeniden Fenerbahçe başkanlık koltuğuna oturalı 10 gün oldu. Mazbatayı almak, yönetimde görev bölümü yapmak vs. sadece bürokratik detaydan ibaret.
Ancak teknik adam hala açıklanmayınca herkesin kafası karışmaya başladı. Zaman geçiyor, 22 ya da 23 Haziran'da sezon açılacak. Transferi bıraktım ortada hoca yok!
Aziz Bey seçimden önce ismi çok eleştirilmesine rağmen Aykut Kocaman'asahip çıktı. Ohalde sorun başkan da olabilir mi?Yönetim kurulu farklı isimler önerdi desem… Aziz Yıldırım onları dinler dinlemesine de son sözü yine kendisi söyler.
Ohalde?Belli ki yardımcı hocalar üzerinden ortada ciddi bir sıkıntı var. Aykut Kocama kendi ekibinde ısrar ediyor olabilir.
Haklıdır da… Ancak Oğuz Çetin ve yönetimin de tasarrufları olduğundan eminim. Dolayısıyla kuvvetle muhtemel, iş burada kitleniyor. Zaman Fenerbahçe'nin aleyhine çalışıyor.
Gerçi kamp ve hazırlık programları belirlendi ama teknik adam olmadan neyi nasıl netleştireceksiniz?Ben bu yazıyı yazarken fotoğraf henüz netleşmemişti. Ama bilin ki, çarşamba günü bu iş bir şekilde sonuçlanmış olur.
MONTELLA'NIN AKIL VE DUYGU DURUMU Milyonlarca futbolsever pazar sabahı erken saatlerde milli takım için ekran başına geçti. Sadece evlerde değil, parklarda, meydanlarda, sahillerde kurulan dev ekranlarla yurdun dört bir yanında adeta stadyum atmosferi oluştu. Beklenti büyük olunca, Avustralya yenilgisi sonrası oluşan hayal kırıklığı da büyük oldu.
Pazar gün boyu çevrenizde uykulu gözlerle dolaşan üzgün ve bitkin insanlar gördüğünüze eminim. Malum, her şeyi biraz abartılı yaşıyoruz!Pek çok futbolsever gibi ben de yenilginin faturasını öncelikle Montella'ya çıkartanlardan biriyim.
Maç planı zayıf, kadro seçimi düşündürücüydü. Yaptığı hamleler ve oyuncu değişiklik zamanlamaları da öyle…Kaleye duvar öreceği belli olan, uzun boylu ve fizik gücü yüksek Avustralya savunmasına, bir kanadı eksik çıkmak ve rakiplerinin yarı boyundaki Kerem'eorta ile gol attırmaya çalışmak bile dersimizi çalışmadığımızın göstergesiydi.
Bir başka sorun da Montella'nın üç yıl önce yola birlikte çıktığı ekibe gösterdiği vefa oldu. Hakan, Merih ve Kerem gibi sakatlıktan yeni çıkmış, fizik gücü düşük, maç ritmini kaybetmiş çok oyuncumuz vardı. Bunların hiç olmazsa bir kısmını idareli kullanıp, Can Uzun ve Deniz Gül gibi isimlerden yararlanabilirdi.
Duyguları, aklının önüne geçti. Bakın, duyguları bir kenara bırakmak gerek demiyorum. Profesyonel bir iş yaparken aklın rehberliğinden yararlanmazsanız işiniz zora girer diyorum.
Öyle de oldu. Bütün bunlara rağmen henüz kaybedilmiş bir şey yok. Eğer Avustralya maçının analizi rasyonel bir şekilde yapılırsa, potansiyelimizi sahaya yansıtır ve Paraguay engelini geçip, ABD maçına odaklanırız.
Ama bu maçı, top %72 bizde kaldı diye okursak vay halimize. ... !
Bu arada sakın yanlış anlaşılmasın. En kötü senaryo gerçekleşip, grup aşamasında elensek bile Montella ile yola devam edilmesinden yanayım. Öncelik bu tip turnuvalara katılma istikrarını yakalamak değil mi?
Uluslar Ligi'nde de Ckategorisinden A'ya kadar yükselmedik mi?Amacımız üzüm yemek olsun, bağcıyı dövmek değil. Yol yakınken tarihe not düşeyim.
PARA PARA PARA Endüstriyel futbol ifadesini son dönemde sıkça duyduğunuza eminim. Futbol artık sahada oynanan basit bir oyun olmaktan çıkarak milyarlarca dolarlık pazara dönüştü. Sadece oyunu izleyen futbolseverler için değil, toplumun bütünü için ekonomik, siyasal ve toplumsal sonuçlara yol açmaya başladı.
Kulüplerin yapısı değişti. Endüstriyelleşmenin yol açtığı dinamikler futbolun doğallığını ikinci plana itti. Bunca şey olurken Dünya Kupası gibi büyük bir organizasyonun saydıklarımızdan etkilenmemesi mümkün mü?
Takım ve maç sayısının artması daha çok para kazanma imkânı demek. Su molası diye yutturdukları şey aslında reklam, yani ekstra para demek. Futbola teknolojinin girmesi yeni pazarlama fırsatları, yani yine para demek.
Yayıncı kuruluşlar, yasal bahis, forma vb. onlarca ürün, futbol turizmi derken bilet gelirleri bile ikinci plana itildi. Bu dünya kupasında sözünü ettiğim şeyleri fazlasıyla yaşıyoruz.
Ancak apronda köpeklerle aranan futbolcuları, gümrük kapısında deport edilen Somalili hakemi, maç oynayacağı ülkeye bir gün önce güç bela giren İran takımını, yani ekonomik gücün futbolu dünya siyasetine mahkûm edişini göz ardı ediyoruz. Futbol doğallığını kaybedeli uzun zaman oldu. Görünen oki artık özgürlüğünü de kaybediyor.
Bİ Zİ MMAHALLE Spor yayıncılığının, özellikle de futbolun You Tube ile farklı bir mecrada genişlemesine hiçbir diyeceğim olamaz. Mesleğimiz için yeni iş kapıları anlamına geldiğinden aksine şiddetle destekliyorum. Üstelik You Tube yayınları sayesinde insanlar kendi işinin patronu olma ayrıcalığını da yakaladı.
Elbette bana göre geleneksel TV yayıncılığı ile You Tube arasında hala keskin bir ayrım var. You Tube yayıncılığını biraz fast food gibi görürken, TV yayıncılığını alakart restoran hizmetine benzetiyorum. Biri daha çok gençlere hitap eden, hızla tüketilen, çokça kontrolsüz bir mecra…Diğeri daha disiplinli, sorumlu, daha uzun sürede tüketilen ve içeriklerinden farklı mecralarda faydalanılan bir niteliğe sahip.
You Tube'un rahat, dinamik, sınır tanımaz atmosferi doğal olarak cazip geliyor. Ancak bu yayınlarda içerik üretenler, maalesef ağızlarına ne gelirse söylemekten çekinmiyor. (Aksi şekilde yayın yapanları tenzih ederim) RTÜ K'ten kurtulduk derken, ahlak ve izan sınırlarını zorlayacak işlerle karşılaşıyoruz.
Gazetede yazıp, televizyonda söyleseniz rahatlıkla ceza alacağınız hakaret, itham ve delilsiz iddianın bini bir para. You Tube'aevet!Şöhret ve para uğruna hakaret yağdırmaya hayır!
Milyonlarca futbolsever pazar sabahı erken saatlerde milli takım için ekran başına geçti. Sadece evlerde değil, parklarda, meydanlarda, sahillerde kurulan dev ekranlarla yurdun dört bir yanında adeta stadyum atmosferi oluştu. Beklenti büyük olunca, Avustralya yenilgisi sonrası oluşan hayal kırıklığı da büyük oldu.
Pazar gün boyu çevrenizde uykulu gözlerle dolaşan üzgün ve bitkin insanlar gördüğünüze eminim. Malum, her şeyi biraz abartılı yaşıyoruz!Pek çok futbolsever gibi ben de yenilginin faturasını öncelikle Montella'ya çıkartanlardan biriyim.
Maç planı zayıf, kadro seçimi düşündürücüydü. Yaptığı hamleler ve oyuncu değişiklik zamanlamaları da öyle…Kaleye duvar öreceği belli olan, uzun boylu ve fizik gücü yüksek Avustralya savunmasına, bir kanadı eksik çıkmak ve rakiplerinin yarı boyundaki Kerem'eorta ile gol attırmaya çalışmak bile dersimizi çalışmadığımızın göstergesiydi.
Bir başka sorun da Montella'nın üç yıl önce yola birlikte çıktığı ekibe gösterdiği vefa oldu. Hakan, Merih ve Kerem gibi sakatlıktan yeni çıkmış, fizik gücü düşük, maç ritmini kaybetmiş çok oyuncumuz vardı. Bunların hiç olmazsa bir kısmını idareli kullanıp, Can Uzun ve Deniz Gül gibi isimlerden yararlanabilirdi.
Duyguları, aklının önüne geçti. Bakın, duyguları bir kenara bırakmak gerek demiyorum. Profesyonel bir iş yaparken aklın rehberliğinden yararlanmazsanız işiniz zora girer diyorum.
Öyle de oldu. Bütün bunlara rağmen henüz kaybedilmiş bir şey yok. Eğer Avustralya maçının analizi rasyonel bir şekilde yapılırsa, potansiyelimizi sahaya yansıtır ve Paraguay engelini geçip, ABD maçına odaklanırız.
Ama bu maçı, top %72 bizde kaldı diye okursak vay halimize. ... !
Bu arada sakın yanlış anlaşılmasın. En kötü senaryo gerçekleşip, grup aşamasında elensek bile Montella ile yola devam edilmesinden yanayım. Öncelik bu tip turnuvalara katılma istikrarını yakalamak değil mi?
Uluslar Ligi'nde de Ckategorisinden A'ya kadar yükselmedik mi?Amacımız üzüm yemek olsun, bağcıyı dövmek değil. Yol yakınken tarihe not düşeyim.
Endüstriyel futbol ifadesini son dönemde sıkça duyduğunuza eminim. Futbol artık sahada oynanan basit bir oyun olmaktan çıkarak milyarlarca dolarlık pazara dönüştü. Sadece oyunu izleyen futbolseverler için değil, toplumun bütünü için ekonomik, siyasal ve toplumsal sonuçlara yol açmaya başladı.
Kulüplerin yapısı değişti. Endüstriyelleşmenin yol açtığı dinamikler futbolun doğallığını ikinci plana itti. Bunca şey olurken Dünya Kupası gibi büyük bir organizasyonun saydıklarımızdan etkilenmemesi mümkün mü?
Takım ve maç sayısının artması daha çok para kazanma imkânı demek. Su molası diye yutturdukları şey aslında reklam, yani ekstra para demek. Futbola teknolojinin girmesi yeni pazarlama fırsatları, yani yine para demek.
Yayıncı kuruluşlar, yasal bahis, forma vb. onlarca ürün, futbol turizmi derken bilet gelirleri bile ikinci plana itildi. Bu dünya kupasında sözünü ettiğim şeyleri fazlasıyla yaşıyoruz.
Ancak apronda köpeklerle aranan futbolcuları, gümrük kapısında deport edilen Somalili hakemi, maç oynayacağı ülkeye bir gün önce güç bela giren İran takımını, yani ekonomik gücün futbolu dünya siyasetine mahkûm edişini göz ardı ediyoruz. Futbol doğallığını kaybedeli uzun zaman oldu. Görünen oki artık özgürlüğünü de kaybediyor.
Spor yayıncılığının, özellikle de futbolun You Tube ile farklı bir mecrada genişlemesine hiçbir diyeceğim olamaz. Mesleğimiz için yeni iş kapıları anlamına geldiğinden aksine şiddetle destekliyorum. Üstelik You Tube yayınları sayesinde insanlar kendi işinin patronu olma ayrıcalığını da yakaladı.
Elbette bana göre geleneksel TV yayıncılığı ile You Tube arasında hala keskin bir ayrım var. You Tube yayıncılığını biraz fast food gibi görürken, TV yayıncılığını alakart restoran hizmetine benzetiyorum. Biri daha çok gençlere hitap eden, hızla tüketilen, çokça kontrolsüz bir mecra…Diğeri daha disiplinli, sorumlu, daha uzun sürede tüketilen ve içeriklerinden farklı mecralarda faydalanılan bir niteliğe sahip.
You Tube'un rahat, dinamik, sınır tanımaz atmosferi doğal olarak cazip geliyor. Ancak bu yayınlarda içerik üretenler, maalesef ağızlarına ne gelirse söylemekten çekinmiyor. (Aksi şekilde yayın yapanları tenzih ederim) RTÜ K'ten kurtulduk derken, ahlak ve izan sınırlarını zorlayacak işlerle karşılaşıyoruz.
Gazetede yazıp, televizyonda söyleseniz rahatlıkla ceza alacağınız hakaret, itham ve delilsiz iddianın bini bir para. You Tube'aevet!Şöhret ve para uğruna hakaret yağdırmaya hayır!